11. Hukuk Dairesi
description Karar Metni
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 11.11.2020 tarih ve 2018/343 E. - 2020/511 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 02.03.2021 tarih ve 2021/320 E. - 2021/298 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili bankanın Bostancı şubesi ile asıl borçlu Seral Al.. A.Ş ile müteselsil kefil davalı ... arasında kredi borçlanma sözleşmesinin 24/04/1998 tarihinde akdedildiğini, kredi borcunun ödenmemesi üzerine borçlulara karşı 16/07/1999 tarihinde Kadıköy 5. İcra Müdürlüğü 1999/4460 Esas sayılı ve 1999/4726 Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davalı ve diğer borçlular aleyhine ödenmeyen kredi borcunun tahsili amacıyla başlatılan ve genel kredi sözleşmesi dayanaklı ilamsız takipte ödeme emri davalılara Tebligat Kanunun 21. maddesi gereğince 25/04/2017 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiğini, davalı tarafça 27/04/2017 tarihinde takibe itiraz edildiğini, dosya içerisindeki kredi sözleşmesinin mahkeme tarafından incelendiğinde itiraz eden borçlu tarafından bu sözleşmenin kabul edildiğini ve imzalandığını, müvekkili bankanın alacağını tahsil edemediğini ve dava konusu borcun tahsili amacı ile aynı sözleşme gereğince İstanbul 26. İcra Müdürlüğünün 2017/10102 Esas sayılı dosyası ile davalı borçlu aleyhine takip başlatıldığını, müvekkili bankanın 4684 sayılı Kanun uyarınca 06/07/2001 tarihi itibariyle tasfiye sürecine girdiğini, bankanın tasfiye çalışmalarının hızla sonuçlandırılabilmesi amacıyla mevcut Kanun 4389, 5020, 5411 sayılı yasalar ve yönetmelikler çerçevesinde banka alacaklarının tahsiline çalışıldığını, anılan takipte borçlular tarafından borca itiraz edildiğini, banka kayıtları, kat ihtarı ve diğer evraklar ile alacağın varlığının sabit olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkının saklı kalması kaydıyla davalı borçlunun itirazının iptaline, borçlunun takip tutarı üzerinden icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, süresinde cevap dilekçesi sunulmamış, süresinden sonra verdiği dilekçede; genel kredi sözleşmesinin aslının verilen kesin süreye rağmen dosyaya delil olarak sunulamadığını, böyle bir sözleşmenin olmadığını, davada zamanaşımı sürelerinin dolduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesi, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davalı ...'ın müteselsil kefili olduğu genel kredi sözleşmesinin temlik eden banka tarafından 01/02/1999 tarih ve 4005 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile hesabın kat edildiği, kat tarihi itibariyle genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacakların muaccel hale geldiği, genel kredi sözleşmesinin 818 sayılı BK yürürlükte olduğu dönemde (1998 yılında) akdedildiği, ancak mülga kanunda, TBK nun 598/3. maddesinden farklı olarak kefaletin kendiliğinden sona ermesine ilişkin herhangi bir hak düşürücü süre öngörülmediği, bu halde 6101 sayılı Kanunun 5/2. maddesi hükmü uyarıca TBK'nın yürürlüğe girdiği 01/07/2012 tarihinden sonra ek 1 yıllık hak düşürücü sürenin davalı kefil bakımından kefaletten doğan sorumluluğun 01/07/2013 tarihi itibariyle sona erdiği, itirazın iptali davasına konu İstanbul 26. İcra Dairesinin 2017/10102 Esas sayılı dosyada takibin 27/03/2017 tarihinde başlatıldığı, dolayısıyla davalı kefilin kefalet akdinden doğan sorumluluğunun süre aşımına uğradığı, davalı kefil hakkında her ne kadar Kadıköy 5. İcra Müdürlüğünün 1999/4460 Esas sayılı takip dosyasında icra takibi yapılarak sürelerin kesilmesi söz konusu ise de, icra müdürlüğünden yapılan araştırmalara rağmen dosyanın bulunamadığı, dosyanın imha edildiği, temlik eden bankanın kendi kurum arşivlerinde de takip dosyasının bulunmadığının bildirildiği, icra takibi zaman aşımı süresini kesmiş olsa bile icra takibinden sonra yeni bir zaman aşımı süresi işlemeye başlayacağı, buna göre takip tarihi olan 2017 yılı itibarıyla 10 yıllık sürenin dolduğu bu süre içinde TBK'nın 153 ve 154. maddelerinde belirtilen zaman aşımının kesilmesi ve durmasını hallerinin olayda gerçekleştiğinin davacı tarafça ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine, ayrıca davalı kötü niyet tazminatı talebinde bulunmuş ise de, davacı alacaklının takipte haksız olmakla birlikte kötü niyetli olduğu ispat edilmediğinden kötü niyet tazminatının yasal koşulları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, kefalet borcunun sona ermesiyle ilgili olarak 6098 sayılı TBK hükümlerinin uygulanması gerektiği, buna göre davalının müteselsil kefil olduğu genel kredi sözleşmesinin 24.4.1998 tarihinde akdedildiği, hesabın 16/07/1999 tarihinde kat edildiği, Kadıköy 5. İcra Dairesinin 1999/4460 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, ancak takip dosyaları imha edildiğinden bulunamadığı, buna göre TBK’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce müteselsil kefile başvuru süresi olan 10 yıllık sürenin dolduğu, 01.07.2013 tarihi itibariyle de 1 yıllık ek sürenin dolduğu, buna göre icra takip tarihi olan 27.03.2017 tarihinden çok önce kefaletin kendiliğinden ortadan kalktığı, dolayısıyla müteselsil kefil olan davalının sorumluluğunun sona erdiği, gerçek kişi müteselsil kefile başvuru süresi olarak öngörülen 10 yıllık sürenin de hakdüşürücü süre olduğu genel olarak kabul gördüğünden, bu sürenin resen nazara alınarak davanın süre aşımından reddine karar verilmesinin yerinde olduğu, ayrıca davacı banka fonun maddede yazılan ayrıcalıklardan yararlanacak ise de 141. maddeye açık atıf olmadığından genel dava zamanaşımı süresi olan 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanacağı, esasen de TBK’nun 598/3. maddesi gereği kefaletin sona ermesi hali gerçekleştiğinden uygulanacak zamanaşımı süresinin de incelenmesine gerek bulunmadığı bu nedenle davacı vekilinin alacağın T.Emlak Bankasından temlik alındığından zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğuna yönelik istinaf sebebinin de yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vâki itirazın iptali istemine ilişkin olup, İlk derece mahkemesince itirazın iptali davasına konu İstanbul 26. İcra Dairesinin 2017/10102 Esas sayılı dosyada takibin 27/03/2017 tarihinde başlatıldığı, dolayısıyla davalı kefilin kefalet akdinden doğan sorumluluğunun süre aşımına uğradığı, davalı kefil hakkında her ne kadar Kadıköy 5. İcra Müdürlüğünün 1999/4460 Esas sayılı takip dosyasında icra takibi yapılarak sürelerin kesilmesi söz konusu ise de, icra müdürlüğünden yapılan araştırmalara rağmen dosyanın bulunamadığı, icra takibi zaman aşımı süresini kesmiş olsa bile icra takibinden sonra yeni bir zaman aşımı süresi işlemeye başlayacağı, buna göre takip tarihi olan 2017 yılı itibarıyla 10 yıllık sürenin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından istinaf başvurusu üzerine, Bölge adliye mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
Devam etmekte olan bir icra takibine rağmen yeniden aynı alacak için aynı borçluya karşı icra takibi gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğine ilişkin açık bir düzenleme 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda (İİK) yer almamaktadır. HMK’daki derdestliğe ilişkin düzenlemenin icra takiplerine kıyasen uygulanması gerekir (Pekcanıtez, Hakan/Simil, Cemil İcra-İflâs Hukukunda Şikâyet, İstanbul 2017, s. 38). Derdestlik kurumunun amaçları davada ve icra takibinde ortaktır. Dava bakımından bir dava engeli olan derdestlik, icra takibi bakımından da bir takip engelidir. Dolayısıyla olumsuz bir dava şartı olarak nitelendirilen derdestlik aynı zamanda olumsuz bir takip şartı olarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle, tıpkı davada derdestlik gibi icra takibinde de derdestlik takip hukukunun doğasına uygun ölçüde icra memurunca/mahkemece kendiliğinden gözetilen ve taraflarca takibin/davanın her aşamasında ileri sürülebilen bir takip şartı olarak değerlendirilmelidir. İcra takibinde derdestlikten söz edebilmek için; icra takibinin daha önce aynı veya başka bir icra dairesinde başlatılmış olması, tarafları, konusu ve sebebinin aynı olması gerekir ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 23.12.2021 Tarih, 2018/(19)11-360 Esas-2021/1751 Karar sayılı İlamı).
Somut olayda davacı temlik eden banka tarafından davalının müteselsil kefil olduğu 24.04.1998 tarihi genel kredi sözleşmesine dayalı olarak 16.07.1999 tarihinde Kadıköy 5. İcra Müdürlüğünün 1999/4460 Esas sayılı takip dosyasında icra takibi sonuçlandırılmaksızın yine aynı kredi sözleşmesine dayalı olarak 27.03.2017 tarihinde İstanbul 26. İcra Dairesinin 2017/10102 Esas sayılı ilamsız icra takibi yapıldığı anlaşılmaktadır. Takibin aynı kişiler arasında, aynı kredi sözleşmesinden kaynaklanması karşısında mükerrer bir takibin bulunduğu, yukarıdaki açıklamalar ışıığında mükerrer takip yapılamayacağı hususu değerlendirilmeksizin kefilin kefalet akdinden doğan sorumluluğunun süre aşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.11.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İşlemler
İlgili Mevzuat & Etiketler
label Anahtar Kelimeler
Atıf Yapılan Kararlar
Henüz atıf yapılan karar bulunmamaktadır.