10. Hukuk Dairesi
description Karar Metni
"İçtihat Metni"
Bölge Adliye
Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
No : 2020/522-2020/2353
İlk Derece
Mahkemesi : ... 32. İş Mahkemesi
Dava, iş kazasından sigortalının vefatı nedeniyle hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacılar vekilinin istinafa başvurması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.
... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince verilen kararın davacılar vekili tarafından süresi içersinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I- İSTEM:
Davacı vekili 14.12.2004 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin murisi sigortalının 14.12.2004 tarihinde Afganistan ülkesinde davalı şirket işçisi olarak çalışması sırasında uğradığı iş kazası sayılan terör saldırısı geçirmesi nedeniyle fazlaya ilişkin talep hakkı saklı olmak üzere davacı eş ve çocukların tamamı için toplam 5.000 TL maddi ve 300.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
II- CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin Afganistan/Kabil-Celalabat yolu yapım işini yüklendiği davacının çalışmak üzere Afganistan'a gittiği ancak teröristlerce 14.12.2004 tarihinde kaçırılarak öldürüldüğünü, kaçırılma olayının şantiye dışında gerçekleştiği için olayla işin yapılmasının bir ilgisi olmadığını, müteveffanın maruz kalmış olduğu iş ile yada işin yapılmasıyla ilgili olmadığını, bu nedenlerle sosyal sigortalar kanunu kapsamında olayın iş kazası olarak nitelendirilmesi mümkün olmadığını, müteveffanın talihsiz bir olay neticesi hayatını kaybettiği yer olan Afganistan ile ülkemiz arasında herhangi bir sosyal güvenlik anlaşması bulunmadığını, müteveffanın yapmış olduğu işi Afganistan’da ifa ettiğinden meydana gelen kazanın iş kazası olarak tespiti mümkün olmadığını bu konuda yetkili mahkemelerin Türk mahkemeleri olmadığını, müteveffanın hayatını kaybettiği olayın iş kazası olduğunun tespit edilmesine ilişkin talebin de hukuki dayanaktan yoksun olduğundan davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir,
III- MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesince; “Davacıların murisinin Afganistan' da teröristlerce kaçırılarak öldürülmesi olayında işverenin gerekli tedbirlerin dışında murisin güvenliğini sağlayıcı önlemleri alması beklenemez. Davacıların murisinin ölüm olayı davalı işverenin gerekli tedbirleri alamamasından kaynaklanmamaktadır. Dava konusu olay üçüncü kişinin veya kişilerin ağır kusuru nedeniyle işçiyi gözetme borcu olan işveren ile gerçekleşen ölüm olayı arasında nedensellik bağı kesildiğinden davanın reddine karar vermek gerekmiştir.” şeklinde açıklanan gerekçeyle “Davanın Reddine ” karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:
Bölge Adliye Mahkemesince “Davacıların murisi...in davalıya ait Afganistan... yol şantiyesinde şantiye şefi olarak çalıştığı belirlenmiştir. Muris 14.12.2004 tarihinde teröristlerce kaçırılarak öldürülmüştür. ... 10. İş Mahkemesi tarafından olayın iş kazası olduğuna ilişkin mahkeme kararının Yargıtay 21. HD tarafından onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece aldırılan kusur raporu ve ek raporunda şantiye dışında işçinin teröristlerce kaçırılıp öldürülmesi olayında 3. kişi/kişilerin(teröristler) eylemi/ağır kusuru nedeniyle nedensellik bağı kesildiğinden davalı işverenin kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir. Gerek kusur raporunda atıf yapılan Yargıtay HGK ve diğer içtihatlar gerekse Yargıtay 10 HD'nin 2011/3760 E.-2012/10169 K. 31.05.2012 tarihli içtihadında terör olayı nedeniyle işverene kusur yüklenemeyeceği yönündeki içtihadı dikkate alındığında mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak, davacıların istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.” Şeklinde açıklanan gerekçeyle “1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun; HMK 353/1-b.1 maddesi gereğince; esastan reddine,” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle: Yerel mahkemenin müvekkillerin murislerinin, davalı şirket bünyesinde çalışırken, teröristlerce kaçırılarak öldürülmesi olayının müvekkilin davalı şirket nezdinde o tarihte terör bölgesinde çalışması nedeniyle meydana geldiğini, eğer sigortalı orada geçici olarak bulunmasaydı, kazanın meydana gelmeyeceğini, burada işverenin kusursuz sorumluluk ilkesi gereği kusur aranmadan sorumlu olması gerektiğini, öte yandan davalı işveren şirketin terör bölgesinde, işçiyi gözetme zorunluluğunun bulunduğu hukuk ve hakkaniyet gereği kabul edilmesi gerektiğini işverenlerin iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü olduğunu, işverenlerin iş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorunda olduğunu bilirkişi heyetinde terör uzmanı olması gerektiğini, tek bir bilirkişi incelemesi ile sonuca gidilmesinin yerinde olmadığını beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
1- Dava iş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesine ilişkindir
2- Davanın yasal dayanağı; zararlandırıcı sigorta olayının meydana geldiği 04.12.2004 tarihinde yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77’nci maddesidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.02.2014 tarih ve 2013/21-586 E- 2014/95 K sayılı kararında da açıklandığı gibi; 4857 sayılı Kanun'un 77. maddesi uyarınca, işverenler iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumluluklar konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar. Anılan madde ile, işverenlere, işçi sağlığı ve iş güvenliği kavramından kapsamlı olarak, her türlü önlemi almak yanında, bir anlamda objektif özen yükümlülüğü de öngörülmektedir. Bu itibarla işverenin, mevzuatın kendisine yüklediği tedbirleri, işçinin tecrübeli oluşu veya dikkatli çalıştığı takdirde gerekmeyeceği gibi bir düşünce ile almaktan sarfınazar etmesi kabul edilemez.
Diğer taraftan, işçilerin beden ve ruh sağlığının korunmasında önemli olan yön, iş güvenliği tedbirlerinin alınmasının hakkaniyet ölçüleri içinde işverenlerden istenip istenemeyeceği değil, aklın, ilmin, fen ve tekniğin, tedbirlerin alınmasını gerekli görüp görmediği hususlarıdır. Bu itibarla işverenler, mevzuatın kendisine yüklediği tedbirleri, işçilerin tecrübeli oluşu veya dikkatli çalıştığı taktirde gerekmeyeceği gibi düşünceler ile almaktan çekinemeyeceklerdir. Çalışma hayatında süre gelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı da, işverenlerin önlem alma ödevini etkilemez. İşverenler, çalıştırdığı sigortalıların bedeni ve ruh bütünlüğünü korumak için yararlı her önlemi, amaca uygun biçimde almak, uygulamak ve uygulatmakla yükümlüdürler
Görüldüğü üzere iş sağlığı ve güvenliğinde kusur, işverenin kendisi için getirilen yükümlülüklere aykırı davranmasını ifade eder. Ancak bu kusurlu davranışın yaratacağı hukuksal sonuçlar, iş salığı ve güvenliği mevzuatında değil, genel hüküm niteliği taşıyan Borçlar Kanunu’nda düzenlenmektedir. Dolayısıyla sorumluluğun hukuksal temeli ve niteliği, anılan Kanun’daki kural, yani kusura dayalı sorumluluktur (Levent Akın, İş Kazasından Doğan Tazminat Davalarında İşveren Kusurunun Belirlenmesinde Ölçüt, Çimento Endüstrisi İşverenleri Sendikası, Cilt 27, Sayı 6, Kasım 2013, s.36 vd).
Kusur sorumluluğunda işvereni kusurlu kılan ve tazminat ödeme yükümlülüğü altına sokan, hizmet akdi veya kanunların kendisine yüklediği borçları kusuruyla (kasten veya ihmalen yerine getirmemesidir. İşverenin bu kusurlu hareketinin değerlendirilmesinde içinde bulunduğu özel durum dikkate alınamayacak, değerlendirme objektif bir ölçüye göre yapılacaktır. Kaldırılıncaya kadar İş Kanunu’nun 77.maddesi, onun ardından yürürlüğe giren 6356 sayılı İş Sağlığı Ve Güvenliği Kanunu’nun 4 ve 5.maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmeliklerinin hükümleri, işverenin kusurunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Mevzuatta yer alan iş güvenliği mevzuatına uyulmaması, işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan fakat teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamak zorunda kalmalıdır (Süzek S., İş Güvenliği Hukuku, ..., 1985, s. 245-250).
Açıklanan şekilde objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, kesinlikle onu kusursuz sorumluluğa dönüştürmez. Çünkü bu yapılanmada bile işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır (Akın L., a.g.e., s.47).
Bu nedenlerle ve tazminat davalarının özelliği gereği İş Kanunu'nun 77.maddesinin öngördüğü koşullar göz önünde tutularak ve özellikle zar arlandırıcı olayın niteliğine göre, İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliğinin ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin, zararlandırıcı sigorta olayı yönünden alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelenmek suretiyle işveren ve işçi yönünden kusurun aidiyeti ve oranı, olayın meydana gelmesinde üçüncü kişinin eyleminin bulunup bulunmadığı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmalıdır (HGK’nun 09.10.2013 gün ve 2013/21-102 E., 2013/1456 K. sayılı kararı).
Belirtilmelidir ki, hükme esas alınacak kusur raporlarının da 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. ve işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatı hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. 77.maddede anılan düzenleme, işçiyi gözetim ödevi ve insan yaşamının üstün değer olarak korunması gereğinden hareketle; salt mevzuatta öngörülen önlemlerle yetinilmeyip, bilimsel ve teknolojik gelişimin ulaştığı aşama uyarınca alınması gereken önlemlerin de işveren tarafından alınmasını zorunlu kılmaktadır. İş kazasının oluşumuna etken kusur oranlarının saptanmasına yönelik incelemede; ihlal edilen mevzuat hükümleri, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışın doğurduğu sonuçlar, ayrıntılı olarak irdelenip, kusur aidiyet ve oranları gerekçeleriyle ortaya konulmalıdır.
Öte yandan, Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 gün 2012/21-1121 E. 2013/386 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, illiyet bağının mücbir sebep, zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilmesi halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olayda, davacıların desteği sigortalı Eyüp Örel’in davalı şirketin Afganistan ülkesinde üstlendiği yol inşaatı kapsamında bu ülkede şantiye şefi olarak bulunduğu sırada 14.12.2004 tarihinde teröristlerce kaçırılarak öldürüldüğü anlaşılmakta ise de; mahkemenin yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda inceleme yapmadan almış olduğu yetersiz kusur raporuna itibarla illiyet bağının terör eylemiyle kesildiği kabul edilerek davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
O halde mahkemece, öncelikle iş kazası teşkil eden terör eyleminin ne şekilde gerçekleştiği konusunda taraflarca gösterilecek tüm deliller toplanıp olayın gerçekleşme şekli açıklığa kavuşturulmalı, sonrasında ise olay tarihinde işyerinin bulunduğu ülkedeki güvenlik şartları, sigortalının riskli bir ortamda istihdam edilmesi nedeniyle alınması gereken güvenlik önlemleri dikkate alınarak, davalı işveren şirketin bu kapsamda çalışma alanlarında yeterli güvenlik önlemi alıp; almadığı taraf delilleri kapsamında araştırılarak irdelenmeli, devamla iş kazasının gerçekleşme şekline göre illiyet bağının terör eylemini gerçekleştiren kimliği belirsiz üçüncü kişiler eylemi neticesinde kesilip kesilmediği; kesilmedi ise tarafların almış olduğu iş sağlığı ve işçi güvenliğine ilişkin önlemler ve ihmallerin neler olduğu somut tespitlere yer verilerek raporda tartışılması açısından iş kazasının gerçekleştiği alanda uzman A sınıf iş güvenliği uzmanı bilirkişilerden oluşturulacak üçlü heyetten kusur raporu alınarak sonucuna göre davanın esası hakkında bir karar verilmesinden ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, özellikle eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada davacı vekilinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi kararının HMK'nın 373/1. maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen İlk Derece Mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.11.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İşlemler
İlgili Mevzuat & Etiketler
label Anahtar Kelimeler
Atıf Yapılan Kararlar
Henüz atıf yapılan karar bulunmamaktadır.