11. Hukuk Dairesi
description Karar Metni
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 27/03/2014 tarih ve 2012/232-2014/176 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili bankanın ... Şube Müdürlüğü ile dava dışı ... arasında 13.09.2006 tarihli ticari kredi sözleşmesi akdedildiğini ve bu sözleşmeye dayalı olarak dava dışı ...'in kredi kullandığını, davalı ve ...'ın belirtilen sözleşmeyi müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzaladığını, kullandırılan kredinin ödenmemesi nedeniyle müvekkili tarafından dava dışı...,...ve davalıya ... Noterliğinin 06.08.2010 tarih ve 09055 yevmiye nolu ihtarnamesi keşide edildiğini ve hesabın kat edildiğini, iş bu ihtarnamenin 07.08.2012 tarihinde davalıya tebliğ edildiğini, davalının ihtarnameye herhangi bir itirazda bulunmadığını, bu nedenle borçlular aleyhine başlatılan yasal takiplerden de sonuç alınamadığını ileri sürerek, 24.976,34 TL ana para alacağının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek % 72 temerrüt faizi ile işlemiş ve işleyecek faizin % 5' i oranında BSMV ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu kredi sözleşmesi nedeniyle borcun 10.000 TL'sine kefil olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre,somut olaydaki gibi kefalet akdinin ayrı bir sözleşme halinde değil de kredi sözleşmesi içinde yer alması halinde, kefil için ayrıca bir sorumluluk miktarı gösterilmemişse de sözleşmedeki borçluluk (kredi) limitinin müteselsil kefilin kefalet limiti olarak kabulü gerektiği, bu durumda davalının kredi limiti ve kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumlu olacağı, davacı banka ile davalı arasında kefaletin sorumluluk limitlerinin belirlenebilir olması nedeniyle geçerli bir kredi sözleşmesinin müşterek borçlu ve müşterek müteselsil kefalet ilişkisinin mevcut olduğu ve 06.08.2010 tarihinde borcun muaccel olduğu, davacı banka tarafından kat ihtarının 07.08.2010 tarihinde davalıya tebliğ edildiği, davalının 12.08.2010 tarihinde temerrüde düştüğü, bu kapsamda davalının kefalet dolayısı ile davacıya karşı 20.000,00-TL ana para borcu ile 6098 sayılı Kanunun 120. maddesinin yollaması ile 3095 sayılı Kanunu'nun 2/2. maddesi kapsamında, borcun muaccel olduğu 06.08.2010 tarihi ile temerrüdün gerçekleştiği 12.08.2010 tarihi arasında anaparanın %9 oranında akdi faizinden ve %5 BSMV'den, temerrüdün gerçekleştiği 12.08.2010 tarihindeki dönemde ise anaparanın %16'sı oranında temerrüt faizinden sorumlu olacağı, taraflar arasında düzenlenen sözleşmede akdi ya da temerrüt faizi oranının belirlenmediği, davalıya tebliğ edilen kat ihtarında davacı bankanın faiz oranlarını kararlaştırmasının yeterli olmadığı, bu sebeple borcun doğduğu tarihte yürürlükte olan 3095 sayılı Yasa gereğince faiz oranlarının tespitinin gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, kredi sözleşmesinden kaynaklı alacağın tahsili talebine ilişkindir. Mahkemece, davacının temerrüt tarihi olan 12/08/2010 tarihinden itibaren asıl alacağa taraflar arasında belirlenen % 72 temerrüt faiz oranının uygulanması talebi reddedilmiş, yazılı şekilde borcun muaccel olduğu tarih olan 06/08/2010 tarihi ile temerrüt tarihi arasında % 16 akdi, temerrüt tarihinden itibaren de % 16 temerrüt faizine hükmedilmiştir. Oysa, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 1. maddesinde "Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hallerde" diyerek bu iki Kanun'a göre ödenmesi gereken faiz birbirinden ayrılmıştır. Faize ilişkin olarak Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu 8.,10. maddelerinde Borçlar Kanunu'nda bulunmayan, ticari işlere özgü hükümler konulmuş, Türk Ticaret Kanunu 8. maddesinde ticari işlerde faiz miktarında serbesti ilkesi benimsenmiştir. Dava konusu ticari işte de temerrüt faizine hükmedilirken 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun gerek akdi faize ilişkin 88. maddesi gerekse temerrüt faizine ilişkin 120. maddesi kısıtlamaları prensip olarak uygulanamayacaktır. Bu bağlamda mahkemece taraflar arasındaki sözleşme serbestisi ilkeleri çerçevesinde belirlenen temerrüt faizi oranının geçerli olacağı kabul edilerek sonucuna göre karar vermek gerekirken, yazılı şekilde iki oranda faize hükmedilerek infazda tereddüt oluşturacak şekilde hüküm tesisi doğru olmadığı gibi, karar gerkçesinde borcun muaccel olduğu tarih ile temerrüt tarihi arasında % 9 akdi, temerrüt tarihinden itibaren de % 16 temerrüt faizine hükmedileceği belirtilmesine rağmen, hüküm fıkrasında her iki oranın da % 16 olarak belirtilerek hüküm ile gerekçe arasında çelişki oluşturulması da doğru görülmemiş, bu nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ :Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkeme kararının BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01/04/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İşlemler
İlgili Mevzuat & Etiketler
label Anahtar Kelimeler
Atıf Yapılan Kararlar
Henüz atıf yapılan karar bulunmamaktadır.