7. Hukuk Dairesi
description Karar Metni
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/884 E., 2024/1746 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Erzincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/771 E., 2024/154 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilerek Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davacı ile dava dışı ... ... arasında 15.11.2008 başlangıç tarihli kira sözleşmesi akdedildiğini, fakat kiracı ... ...'in taşınmazı davacıdan habersiz terk ettiğini, taşınmazı ...'ın işgal ettiğini, şu an davalı ... tarafından kullanıldığını, taraflar arasında herhangi bir sözleşme ilişkisi bulunmadığını, belirsiz alacak davası ve tahliye taleplerinin kabulü ile haksız olarak kullanılan taşınmazdan davalının tahliyesini, dava değerini arttırmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL'lik haksız kullanım tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; kiracılığın tespiti davası açıldığını, taraflar arasında kiracılık ilişkisi bulunduğundan mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerektiğini, kanun gereği davacının kira akdinin tarafı haline geldiğini belirtmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; davaya konu işyerinin kira sözleşmesi incelendiğinde dava dışı ... ...'in kiracı sıfatıyla davalının ise kefil sıfatıyla imzası bulunduğu, dava dışı ve davalı arasında adi ortaklık olduğu, 25.08.2021 tarihinde dava dışı kiracı sıfatını haiz ... ...’in işbu ortaklıktan tüm haklarını alarak iş yerini kiracı sıfatı da dahil olmak üzere devrettiği, davacıya ihtarname gönderildiği, davacı tarafından verilen cevapta oğlunun işyeri ihtiyacı nedeniyle devre muvafakat etmediğini bildirdiği, dinlenen tanık beyanlarından çay ocağının dava dışı ... ... ve davalı ... tarafından işletilmeye devam edildiği, davalılar tarafından kira ücretinin davacıya ödendiği, kira ilişkisinin varlığı ve davalının dava dışı ile birlikte kira sözleşmesi yapılırken çay ocağına ortak olması nedeniyle kötüniyetli zilyet olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; kira sözleşmesinin davacı ile dava dışı ... ... arasında yapıldığı, davalının kefil sıfatıyla kira sözleşmesini imzalamış olmasının, onu kira sözleşmesinin tarafı haline getirmeyeceği, kiralananın devredildiği kendisine bildirildiğinde oğlunun işyeri ihtiyacı nedeniyle davacıya devre rızası olmadığını bildirdiği, gönderilen kira ödemelerini almadığı, davalının taşınmazı meşru bir hakka (kira sözleşmesine) dayanarak kullandığını usulüne uygun olarak ispatlayamadığı, dava dışı ... ...'in ortaklığa ve dolayısıyla kiralanana geri döndüğüne ilişkin beyanı dava sonucunu etkilemeyeceğinden davalının müdahalesinin men'ine ve dava konusu taşınmazın tahliyesi ile 09.05.2023 tarihli bilirkişi raporunda hesaplanan 14.820,00 TL ecrimisil bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; davalı ile dava dışı ortağının dava konusu çay ocağını ortak şekilde işlettiklerini davacının bildiğini, kira ilişkisinin devrine davacı tarafından izin verilmeyince tarafların ortak olarak işletmeye devam ettiklerini, kira parasını dava dışı ...’nın ödemeye devam ettiğini, kiracılığın tespiti davasının kesinleşmesinin beklenmesini ve davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, mülkiyet hakkına dayalı el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/2. maddesinde hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin gerekli olduğu açıklanmıştır.
Somut olaya gelince, davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik yok ise de; el atmanın önlenmesine ve haksız işgal nedeniyle davacı lehine ecrimisile hükmedilmesine karar verilen taşınmazın ada, parsel ve bağımsız bölüm numarası ile konum bilgilerinin hüküm sonucunda açıkça belirtilmemesi doğru değildir.
Bu hâliyle hüküm infaza elverişli değildir.
Ne var ki bu husus, kararın bozulmasını gerektirmiş ise de; yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2. maddesi gereğince hüküm sonucunun aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün sonuç kısmının “A-1” bendinde yer alan “taşınmaza” ibaresi kaldırılarak yerine “Erzincan İli, Merkez İlçesi, İnönü Mahallesinde kain 528 ada 4 parseldeki 1.kat 4 numaralı bağımsız bölüme” ibaresinin yazılmasına,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/2. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün DÜZELTİLMİŞ bu şekli ile ONANMASINA,
Peşin yatırılan harcın yatırana iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
28.05.2025 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
1.Uyuşmazlık, müdahalenin men'i ve ecrimisil talebine ilişkindir.
2.İlk Derece Mahkemesince (İDM) davanın reddine karar verilmiştir. Kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) kira sözleşmesinin davacı ile dava dışı ... ... ile yapıldığı, davalının kefil sıfatıyla kira sözleşmesini imzalamış olmasının, onun kira sözleşmesinin tarafı haline getirmeyeceği, kiralanın devredildiği kendisine bildirildiğinde oğlunun iş yeri ihtiyacı nedeniyle davacıya devre rızası olmadığını bildirdiği, gönderilen kira ödemelerini almadığı, davalının taşınmazı meşru bir hakka (kira sözleşmesine) dayanarak kullandığını usulüne uygun olarak ispatlayamadığı, dava dışı ... ...'in ortaklığa ve dolayısıyla kiralanana geri döndüğüne ilişkin beyanının davanın sonucunu etkilemeyeceğinden davalının müdahalesinin men'ine ve dava konusu taşınmazdan tahliyesi ile bilirkişi raporunda hesaplanan 14.820,00 TL ecrimisil bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınmasına hükmedilmiştir. Kararın temyizi üzerine Dairemizin Sayın Çoğunluğunca da anılan hüküm onanmıştır.
3. Sayın Çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık söz konusu müdahalenin men'i davasında esas alınması gereken dava değerinin ne olduğu, bir başka ifadeyle söz konusu davanın taşınmazın aynına ilişkin bir dava olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Sayın Çoğunluk müdahalenin men'i davalarının tümünün kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olduğunu ve bu davalar yönünden 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca taşınmazın değeri üzerinden nispi harca ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini benimsemektedir. Kanaatimizce ise müdahalenin men'i davalarının tamamının kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi doğru olmayıp taraflar arasındaki ihtilafın niteliğine göre davanın taşınmazın aynına ilişkin olup olmadığının saptanması gerekmektedir. Aşağıda bu görüşün dayanağı açıklanmaya çalışılacaktır.
4.492 sayılı Kanun'un "Değer" başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır."
5.Buna göre gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda harcın gayrimenkulün değeri nazara alınarak belirleneceği açıktır. Bir başka ifadeyle anılan hükümle taşınmazın değerinin esas alınacağı davalar tek tek sayılmak suretiyle değil bazı örnekler verilmek suretiyle ama nihai kertede temel kıstas gayrimenkulün aynına taalluk eden dava olarak belirlenmiştir. Burada dikkat edilecek husus hükümde müdahalenin men'i davası bir belirleyeci kriter olarak değil belirleyici kriter olan taşınmazın aynına ilişkin dava esasının bir örneği olarak gösterilmiştir.
6.Gerçekten de müdahalenin men'i davalarının önemli bir kısmına bakıldığında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta karşı taraf davalı da taşınmazda davacının değil kendisinin mülkiyet hakkının bulunduğunu, davacının mülkiyet kaydının yolsuz veya hukuka aykırı olarak oluştuğu yönünde ihtilaf çıkarmaktadır. Bu çerçevede bu nevi müdahalenin men'i davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu hususunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır.
7.Ancak el atma davalarının tamamı bu niteliğe sahip olmayıp bazılarında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta iken davalı taraf kira ilişkisi vb. şahsi hakka dayanmakta, bu bağlamda taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu davalı da kabul etmektedir. Sadece kira, davacı gayrimenkul sahibinin taşınmazı belli bir süre kullanmasına rıza göstermesi ve benzeri gibi bir şahsi hakka dayanarak taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu ileri sürmektedir. Bu ikinci örnekte taraflar arasında taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir ihtilafın bulunmadığı çok açıktır. Bir başka ifadeyle taşınmazın kime ait olduğu hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık dolayısıyla bir dava bulunmamaktadır. Bu nedenle bu davaların da taşınmazın aynına ilişkin kabul edillerek harç ve vekâlet ücretinin taşınmazın toplam değeri üzerinden hesaplanmasının, tarafların mülkiyet hakkını ölçüsüz biçimde ihlal etmesi söz konusu olacağı gibi bunun gerek hakkaniyetle ve gerekse de mevzuatımızın bu konuyla ilgili genel sistemiyle/mantığıyla bağdaştırılması mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceği değerlendirilmektedir.
8.Bu çerçevede örneğin taşınmazın değerinin çok yüksek olduğu ancak bir yıllık kira ücretinin nispeten çok daha az olduğu ve fakat davalının taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir hak iddia etmediği sadece kira sözleşmesine dayanarak bir yıllık kullanım açısından taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu iddia ettiği ve davanın da kira sözleşmesinin geçerli olup olmadığı noktasında ele alındığı müdahalenin men'i davalarında davalının haksız çıkması durumunda taşınmazın değeri üzerinden harç ve vekâlet ücretine mahkûm edilmesinin davalının uğrayabileceği fahiş maddi kayıplar nedeniyle mülkiyet hakkı açısından ciddi bir mağduriyete maruz kalacağı tartışmasızdır.
9.Keza davalının taşınmazın aynı üzerinde hiçbir hak iddiasında bulunmazken davayı davalının kazanması hâlinde davalının taşınmazın tamamı üzerinden vekâlet ücreti almaya hak kazanması da aynı derecede hakkaniyet duygusunu zedeleyecektir.
10.Dolayısıyla anılan hükümde kastedilen "dava"nın "ihtilaf konusu uyuşmazlık" olarak anlaşılması gerektiği, bu çerçevede iki tarafın da taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu benimsediği, dolayısıyla taşınmazın mülkiyeti konusunda aralarında uyuşmazlığın/ihtilafın bulunmadığı davalarda dava konusunun taşınmazın aynına müteallik olmadığının kabul edilmesi gerekir. Söz konusu Kanun maddesinin de yorum yapmaya elverişli olması karşısında kanun koyucunun buradaki muradının sadece taşınmazın aynına ilişkin olan davalara yönelik müdahalenin men'i davasına örnek göstermek olduğu, yoksa taşınmazın aynının ihtilaflı olmadığı müdahalenin men'i davalarında ihtilaf konusu ne ise onun dava değeri olarak belirlenmesini, bu çerçevede örneğin kira ilişkisinin bulunduğu durumlarda ecrimisil bedeli üzerinden harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesini amaçladığı söylenebilir.
11. Dolayısıyla bu anlayışla anılan kanun hükmü yorumlandığında kategorik olarak tüm müdahalenin men'i davalarının değil, sadece taşınmazın aynına ilişkin olan müdahalenin men'i davalarında taşınmazın değerinin harca ve vekâlet ücretine esas alınması gerektiği değerlendirilmektedir. Aksi takdirde çözdüğü uyuşmazlığın niteliğine göre harç alan devletin aslında ihtilaflı olmayan ve devletin yargı yetkisini kullanan mahkemenin çözmediği bir hususta harç alınması gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır ki bunun gerek hukukla gerekse de sistemin mantığıyla bağdaştırılması mümkün değildir.
12.Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'nun "Mülkiyet Hakkının İçeriği" başlıklı 683. maddesinde yer alan "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." biçimindeki hüküm de yukarıdaki yorumun yapılmasını engellememektedir. Zira ifade edildiği üzere el atmanın önlenmesi davalarının çok önemli bir bölümü, davanın iki tarafının da gayrimenkulün mülkiyetini ihtilaf konusu ettiği davalardan oluşmaktadır. Dolayısıyla bu hükümde geçen el atmanın önlenmesi kavramı da kategorik olarak tüm el atmanın önlenmesi davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu sonucuna gidilmesini gerektirmemektedir.
13.Belirtmek gerekir ki 492 sayılı Kanun'un 16. maddesinde belirtilen dava kavramı taraflar arasındaki uyuşmazlık veya ihtilaf olarak kabul edilmesi gereken bir kavram olup neyin dava olduğuna sadece davacının dayandığı hakka göre karar vermek doğru olmayacaktır. Burada esas alınması gereken taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu olmalıdır. Yoksa taraflar arasında ihtilaf veya uyuşmazlık bulunmayan konularda bir davanın bulunduğunu söylemek makul olmayacaktır. Bu bağlamda bir örnek vermek gerekirse kira tespit ve tahliye davalarında da davacı taraf çoğu zaman mülkiyet hakkına dayanmaktadır. Bir başka ifadeyle davacı taşınmazın mâliki olduğu hâlde davalının taşınmazı haksız bir şekilde elinde bulundurduğunu iddia etmektedir. Davanın davacının dayandığı hakka göre nitelendirilmesi gerektiği kabul edildiğinde tahliye davalarının da taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi gerekir ki bunun gerek teoride gerekse Yargıtay uygulamasında böyle görülmediği ve görülmemesi gerektiği açıktır.
14.Bir an için anılan hükmün önerdiğimiz şekilde yorumlanamayacağının kabul edilmesi durumunda dahi bu tür davalarda taşınmazın toplam değeri üzerinden harç ve vekâlet ücreti hesaplanmasının yine de hukuken mümkün olmaması gerektiği düşünülmektedir. Zira hükmün bu şekilde anlaşılmasının zorunlu olduğunun kabulü hâlinde de söz konusu hükmün Anayasa'ya aykırı olduğunun dikkate alınması gerekmektedir. Bu çerçevede taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf bulunmadığı hâlde davanın taşınmazın aynına ilişkin olduğu kabul edilerek tarafları makul olmayan ve fahiş sayılabilecek parasal yükümlülükler altına sokmanın mülkiyet hakkını açıkça ihlal edeceğinin değerlendirilmesi ve bu durumda söz konusu hükmün anılan haksızlığa yol açmayacak biçimde yeniden düzenlenmesi sağlamak üzere Anayasa Mahkemesine somut norm denetimi yoluyla itiraz başvurusunda bulunulması gerektiği değerlendirilmektedir.
15.Dava konusu olay bu çerçevede ele alındığında davacının davada mülkiyet hakkına dayanırken davalının taşınmaz üzerinde bir mülkiyet iddiasında bulunmadığı, taşınmazın kendisine kiralandığını savunduğu, uyuşmazlığın taşınmazın aynına ilişkin değil kira sözleşmesine dayalı olarak davalının taşınmazı kullanma yetkisinin bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Buna göre dava değerinin ecrimisil miktarı üzerinden hesaplanması gerektiği düşünülmektedir.
16.Açıklanan nedenlerle BAM kararının bozulması veya Sayın Heyet Kanun'un lafzının yoruma elverişli olmadığının kabul etmekte ise Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunulması yönünde karar alınması gerekirken Sayın Çoğunluğun aksi yönündeki onama kararına iştirak edilememiştir.
İşlemler
İlgili Mevzuat & Etiketler
label Anahtar Kelimeler
Atıf Yapılan Kararlar
Henüz atıf yapılan karar bulunmamaktadır.